Dikkaaat, Öğretmen Geliyor

“Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” sözü, Hz. Ali Efendimizin eğitime ve eğitimciye verdiği değeri ortaya koyarken, bir dinin, bir ideolojinin veya bir dünya görüşünün baktığı pencereyi ifade etme adına da, günümüz insanına bir bakış açısı oluşturmayı hedeflemiştir.

Peygamber Efendimiz de ilme ve eğitime büyük önem vermiş ve kendisine indirilen ilk vahiy “Oku” olmuştur. Peygamber Efendimiz, o dönemin “Muallimi”, günümüzün ise “Öğretmeni”, “Rehberi” olma özelliğini hiç kaybetmemiş ve kaybetmeyecektir.

Bugün gelinen noktada, eğitimin ve eğitimcinin durumu hiç de iç açıcı değildir.

Eğitimin durumu, ayrı bir yazının konusudur ve maalesef ki Türk Eğitim Sistemi, her geçen gün, her gelen Milli Eğitim Bakanı tarafından daha karanlığa ve daha belirsizliğe doğru sürüklenmektedir.

Nesillerin geleceğe hazırlanmasında, dünyayı algılama, yorumlama ve bakış açısının oluşturulmasında tartışmasız bir öneme sahip öğretmenlerimiz, eğitim sisteminin bütün olumsuzluklarına direnen ve açıklarını kapatmaya çalışan en önemli paydaştır.

21. Yüzyıl, Birleşmiş Milletler tarafından “Eğitim Yüzyılı” ilan edilirken, ülkemizde gelişigüzel yapılan çeşitli reform hareketleri, “eğitimin” kalitesini ve sürdürülebilirliğini artırmaya katkı koyamamış, “eğitimcinin” içinde bulunduğu sosyal, hukuki ve içtimai durum, maalesef göz ardı edilmiştir.

Halbuki; “Eğitimin kalitesi”, birçok faktöre bağlı olmakla birlikte, “Öğretmenin kalitesi” vazgeçilmez bir unsurdur.

Hepimiz çocuklarımızı bu eğitimcilere emanet ediyoruz.

Sadece çocuklarımızı mı?

Bütün geleceğimizi emanet ediyoruz.

Bazen, çocuklarımıza “gerçeği” sunan öğretmene hayran olurken, “gerçeği bulmayı öğreten” öğretmenin sabrına şaşıyoruz bazen de. Bazen bir “mimar” gibi öğrencisini şekillendiren öğretmeni ilgiyle izleyebilirsiniz, bazen de bir ülkenin geleceğini şekillendiren öğretmeni seyredebilirsiniz gururla.

Çocukluk yıllarınız gelir aklınıza. Belli belirsiz yüzlerce, binlerce anılar içerisinde kendisine yer bulmuş öğretmenleriniz gelir aklınıza. Hayatınızın en mutlu, en anlamlı günleridir. İyilikleri, güzellikleri öğrendiğiniz o kişileri birer “sanatçı” gibi görürsünüz. Size şekil veren, sizi donatan, sizi geleceğe hazırlayan sanatçılar. İçlerinde sevgi ve muhabbet taşıyan sanatçılar. Her sözü dinlenen, doğru bilgi aktaran, hayatın anlamı öğretmenler. Giyimi kuşamı ile bilgisi görgüsü ile ilgisi şefkati ile sevgisi zerafeti ile “model” kabul edilen öğretmenler. Toplum içerisinde itibarlı, Annenin babanın evladını güvenerek emanet ettiği, öğrenci gözünde kutsal kişiler.

Ama maalesef son yıllarda, eğitim kalitesinin düşmesiyle birlikte, öğretmenlik mesleğine bakış da değişti. Öğretmen küçük düşürüldü, itibarı elinden alındı. İronik bir yaklaşım ile “Hoca” demeye başladı öğrenciler. Maaşları azaldı. Geçinemez oldular. Alternatif işler yapmak zorunda kaldılar. Kimileri özel ders verdi, kimileri ekonomik kriz derdine düştü.

İdealist öğretmenler, Türk bayrağının dalgalandığı her yerde, her köyde, her kasabada, her ilçede ve her il’de görev yapmaya koştular. Tayin dertleri vardı, lojman dertleri vardı, okulda soba yoktu, köyde ev bulamadılar. Bazen boyacı oldular geleceğin Türkiye’si için, bazen tuvaletleri temizlediler.

Ama bıkmadılar, usanmadılar. “Oku” ve “okut” emirlerini ruhlarında hissettiler.

Gün geldi, acımasız bir teröristin kör kurşununda hedef oldular. Gün geldi, hain saldırılarda göğüslerini siper ettiler. An geldi, eğitimsiz toplum isteyen taşeron terör örgütlerinin eli ile acımasızca şehit edildiler.

Milleti yok etmek için, öğretmenini ve doktorunu yok etmek yeterlidir. Birisi milleti “manen” sakat ederken, diğeri “fiziksel” olarak sakat edecektir.

Zaman, öğretmenlik mesleğinden çok şey götürdü.

Öğretmene yalan söylemek olmazdı, saygıda kusur edilmezdi, öğretmenlere selam vermeyi bile herkes ayrıcalık olarak görürdü. Öğretmen, yaşadığı toplumun en ideal karakteriydi. Her konuda bilgi sahibiydi, toplumun önünde ve önderiydi.

Öğretmeni sevmek kadar, korkmak da normaldi. Anne babadan korkusundan daha fazlası öğretmenden korkulur, öğretmen, onlardan daha fazla sevilirlerdi. Kimse öğretmenin yanında kötü bir alışkanlığını sergileyemezdi. Kalın bir perde vardı arada. Toplumun en akıllı kişileriydiler. Alim’diler, arif’diler. Konuştuklarında sözleri kesilmez, dikkatler öğretmenlere odaklanırdı. Bakışları ile toplumu yönetirlerdi. Kimseye el kaldırmazlardı. Paraya ihtiyaçları yoktu. Vatandaş onlardan borç para alırdı. Çok iyi giyinirlerdi. Modeldiler. Nezaketleri, saygı sınırlarının üzerindeydi. İdealleri vardı ve duruşları, eğitimin bir parçasıydı. Vatan, millet, devlet, dil, din, bayrak, özgürlük, özgüven gibi hasletler, eğitimin bir parçasıydı.

Öğretmenler, bir topluma girerken veya bir topluluğun önünden geçerken selam verdiklerinde, herkes ayağa kalkarlar saygı gösterirlerdi.

Eğitim sistemi kan kaybettikçe, Öğretmenlerimiz de itibar kaybetmektedir.

Öğretmenlerimizin kaybettiği, kaybettirildiği bu itibar bir an önce geri verilmelidir ve bu zaman geçmiştir bile.

Geleceğimiz daha fazla karanlığa gömülmeden, çocuklarımızın idealleri yok olmadan, ülkenin evlatları umudunu yitirmeden, “egemenlik ve bağımsızlık” çatısı altında, kimseye boyun eğmeyen, hiçbir karanlık odağa teslim olmayan ve kimseden emir almayan bir nesil yetiştirmek için, Eğitimin kalitesini arttırın, Öğretmenlere itibarlarını geri verin.

Ve şu ses kulaklarda yeniden çınlasın; “Dikkaaat! Ayağa kalkın, Öğretmen geliyor…”

Doç. Dr. Bilal ÇOBAN

HAZAR STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ BAŞKANI

YORUM EKLE

banner4

banner3