İdarenin Deprem Öncesi Sorumluluğu

İDARENİN DEPREM ÖNCESİ SORUMLULUĞU

Deprem, ülkemizin bulunduğu konum sebebiyle acılarıyla sürekli yüzleştiğimiz bir doğal afettir. 1999 yılında gerçekleşmiş olan Büyük Marmara depremlerinden sonra birçok kurum ve platform deprem afeti sonucunda oluşan zararları en aza indirgemek için çalışmalar yürütmesine rağmen yeterli önlemlerin alınmadığı görülmektedir. Buna en yakın örnek 06.02.2023 tarihinde, saat 04:17’de merkezi Kahramanmaraş ili Pazarcık ilçesi olan 7.7 büyüklüğünde depremle aynı gün saat 13:24’de merkezi Kahramanmaraş ili Elbistan ilçesi olan 7.6 büyüklüğünde Maraş depremleridir. Söz konusu depremlerden Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ illerimiz depremden birinci derece etkilenen illerimizdir. Saydığımız 11 şehirde binalar yıkılmış ve son verilere göre 45 bin 089 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. 11 ili etkileyen Kahramanmaraş Depremleri neticesinde görüyoruz ki 24 senede istenilen seviyede ilerleme sağlanamamış olup birçok can ve mal kayıpları yeniden ancak bu sefer farklı bölgede yaşanmıştır. Deprem afetinden sonra depremlerden etkilenen Adana, Adıyaman, Diyarbakır, Elazığ, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Osmaniye ve Şanlıurfa illeri ve Sivas İlinin Gürün İlçesinde olağanüstü hal ilan edilerek depremin mücbir sebep kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususu yeniden gündeme gelmiştir. Mücbir sebep; önceden tahmin edilemez, öngörülemez durumları içermektedir. Ancak Türkiye jeopolitik konumu nedeniyle deprem bölgesinde yer aldığından deprem afeti ülkemiz için öngörülebilir bir durum olup mücbir sebep kapsamında değerlendirilmesi isabetsiz olacaktır. Keza deprem afeti mücbir sebep kapsamında değerlendirildiğinde idarenin kusurlu ve kusursuz sorumluluğundan söz edilemeyecektir. Pek çok yetkiyi ihtiva eden idare, kişilerin yaşam ve mülkiyet hakkını doğrudan ilgilendiren depremler hakkında birçok görev ve sorumluluğu bulunduğundan idare söz konusu temel hakları depremden önce korumak için gerekli tedbirleri alması gerekmektedir. Aksi takdirde idarenin üzerine düşen sorumluluğunu kusurlu şekilde yerine getirmemesi ile karşılaşılacaktır.

İdarenin deprem afeti öncesindeki sorumluluğu; afet riskini belirlemek, depremi önlemeye yönelik yerleşme ve yapıları inşa etmek ve acil yardım programları hazırlamaktır. İdare saydığımız önlemleri almazsa sorumluluklarını gereği gibi yerine getirememesi gündeme gelecek olup idare bundan kusurlu olarak sorumlu tutulacaktır.

Afet riskinin belirlenmesi hususunda Deprem Risk Haritalarından yararlanarak tehlike bulunan alanlar için etkin denetimli çalışmalar yürütülmelidir. Deprem Risk Haritaları güncellenmeli ve her geçen sene farklı risk taşıyan alanların oluşabileceği unutulmamalıdır. Türkiye’de son deprem risk haritası 2018’de oluşturulmuştur. 2018’den sonra 24 Ocak 2020 tarihinde merkez üssü Sivrice olarak belirlenen 6.8 büyüklüğünde Elazığ depremi, 30 Ekim 2020 tarihinde 6.6 büyüklüğünde İzmir Depremi ve 6 Şubat 2023 tarihinde merkez üssü Pazarcık olarak belirlenen 7.7 büyüklüğünde ve yine aynı gün saat 13:24’de merkez üssü Elbistan olarak belirlenen 7.6 büyüklüğünde Kahramanmaraş depremleri meydana gelmiştir. İdarenin 2020’den sonra yeni deprem risk haritaları belirleyerek Elazığ ve İzmir’de boşalan fayların aktifliğinin hangi fay hatlarına geçtiğini tespit ederek gereken önlemleri alması gerekirken maalesef yeterli önlem alınamamıştır.

Depremi önlemeye yönelik yerleşme ve yapıları inşa etmek hususunda belediyeler kendi sınırlarında bulunan alanlar için; bu sınırlar dışında kalan bölgeler için ise Kaymakam ve Valiler yetkileri dahilinde Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik hükümlerinin uygulanmasını sağlamak amacıyla gerekli denetimi sağlamakla yükümlüdürler. Bu denetim sonucunda eğer yönetmeliğe uygun olmayan yapılar tespit edilirse 3 aylık süre verilerek bu yapıların uygun hale getirilmesi için beklenir. Ancak verilen süre sonucunda belirlenen yapı uygun hale getirilmezse bu durumda yapı yıktırılacaktır.

 Danıştay 11.Dairesinin vermiş olduğu bir kararda deprem nedeniyle oluştuğu ileri sürülen zararların tazmini istemiyle açılan davada, yapının üzerinde bulunduğu zeminin özelliği, zemin durumuna göre depreme dayanıklılığının kontrolü, yapı kullanma izni bulunup bulunmadığı, imar planları ve inşaat ruhsatlarının hangi idarelerce yapıldığı ve verildiği, yapıların imar açısından denetlenmesi, afete uğramış ve uğrayabilecek bölgeler ile yapı ve ikamet için yasaklanmış afet bölgelerinin tespit ve ilan edilip edilmediği, afet bölgelerinde yapılacak yapılarla ilgili kuralları, yapı tekniklerini, projelendirme esaslarını, ülkenin deprem haritalarını hazırlamak konusunda idarelerin üzerlerine düşen görev ve yetkileri yerine getirip getirmediği, denetim ve kontrol görevlerini yapıp yapmadığı hususları ayrı ayrı irdelenmeli ve idarece gerekli önlemlerin alınıp alınmadığı belirlenmeli ve bunun sonucuna göre; idarenin belli bir hareket tarzı izleyip izlemediği veya hareketsiz kalıp kalmadığı ortaya konulması gerektiğini belirterek idarenin yapmak zorunda olduğu hususları sıralamıştır.

Yapı denetiminin mevzuatta öngörüldüğü şekilde gerçekleşmemesi, kaçak yapılar, imar düzenlemelerinde ve ruhsat verilirken deprem bölgesi olmanın dikkate alınmaması gibi uygulamalar da yine idarenin sorumluluğunu gerektirecektir. Danıştay’ın bu konuyla ilgili bir kararında 2011'de Van’da gerçekleşen depremlerde evleri ağır hasar alan ve sonrasında yıkılan davacının maddi ve manevi tazminat alabileceğine hükmetmiştir. Tazminat istemine konu yapının bulunduğu bölgenin çok riskli deprem kuşağında kaldığı önceden bilindiğine ve burada olacak depremin olası sonuçlarının öngörülebilmesine olanak sağlayacak düzeyde bilgi ve belgeler bulunduğuna göre, depremden doğabilecek zararların önlenmesi, en aza indirilmesi için gerekli yasal tedbirleri almayan, denetim ve kontrol görevlerini yerine getirmeyen, böylece zararın artmasına sebep olan idarenin bu tutum ve davranışı hizmet kusuru sayabilecek bir idari eylem olduğunu belirtmiştir.

Bu nedenle idare, deprem afeti öncesinde kusurlu sorumluluk bir diğer adıyla hizmet kusurunun doğmaması için; risk teşkil eden arazileri tespit etmeli, bu arazilerin imara açılmasına izin vermemeli, verilmiş olan imar izinlerini denetlemeli, depreme dayanıklı yapılaşmayı sağlamalı, ruhsatsız yapıları tespit etmeli ve ruhsatsız yapılara yapı kayıt belgesi verilmesi anlamına gelen imar affının önüne geçmelidir. 17 Ağustos 1999 Marmara depreminden sonra depreme dayanıklı yapıların oluşturulması için yapıların ruhsatlandırılması, yapı projelerinin hazırlanması gibi birçok çalışma yapılmıştır. Ancak bu uzun süreçten sonra 2018’de imar barışı adı verilen imar affı uygulamaları yürürlüğe girmiştir. 2018 yılında yürürlüğe giren imar affı uygulamalarından yaklaşık 8 milyon 900 bin kişi istifade ederken bu uygulamalar Marmara depreminden sonra depremle mücadele etmek için oluşturulan mevzuatımızı kısmen işlevsiz hale getirmiştir.

Sonuç olarak idare depremi önleyemese de deprem öncesinde bilhassa İmar Kanunundan doğan yetkilerini kullanmayarak ya da deprem risk haritalarına göre depremin gerçekleşebileceği yerleri tespit ederek gerekli eylem ve hazırlıkları yapmazsa kusurlu sorumluluğu doğacaktır.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Nesibe KARABULUT
Nesibe KARABULUT - 6 ay Önce

Kesinlikle katılıyorum, yerinde bir yazı olmuş. İdare tabiki deprem gibi doğal bir afeti önleyemez ama deprem öncesi büyük bir sorumluluğu var, yerine getirmezse de dediğiniz gibi kusurlu sorumluluk. Başarılı bir yazı olmuş, tebrikler