İnternet Yolu ile Kişilik Hakkının İhlali Üzerine

Hayatımızın her alanında olduğu gibi internet alanındaki gelişmeler de sürekli ilerlemektedir.

Kişiler zamanının çoğunu internette geçirmekte olup bununla beraber sosyal medyanın da artık insan hayatındaki yeri yadsınamaz şekilde büyüktür. Y

aşadığımız çağ ve özellikle 11 Mart 2020 itibariyle ülkemizde de görülen Covid-19 pandemisi sebebiyle internette geçirilen zamanının artması ve işlerin çoğunlukla internet aracılığıyla yapılması ve online çalışılmasıyla gerek sosyal medya gerekse habercilik bazında dahi hem özel hukuku ilgilendiren hem de ceza hukukunu ilgilendiren ihlaller fark edilir hale belirgin olarak gelmiştir.

İnternet hukuku alanı açısından birçok mevzuat düzenlemesi yapılmış bunlardan en önemlisi ve sonuncusunun 23 Mayıs 2007’de yayınlanan 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Hakkındaki Kanun’dur. Bu kanun, İnternet Hukuku açısından oldukça önem arz eden bir kanundur.

İnternet yolu ile ve internet üzerinden gerçekleşen ihlallerin hem özel hukuk bakımından çeşitli metotlar ile engellenmeye çalışılması hem de kamu hukuku bakımından cezai yaptırımlar ile karşı karşıya bırakılması açısından oldukça uğraşılmış bir alandır.

İhlal edilen hakkın çeşitliliğine binaen internet ortamında ihlal edilmesi en muhtemel olan ve Yargıtay kararları incelendiğinde ise yine en çok ihlal konusu hakkın bu mecra bağlamında kişilik hakkı olduğu görülmektedir.

Bu kapsamda kişilik hakkı tanımlanırsa, kişilik hakkı, gerçek kişilerde kişinin tam ve sağ doğumu ile kazanılmakta olup tüzel kişilerde ise tüzel kişiliğin usulüne uygun biçimde yerine getirilmesi ile kazanılır. Tanımı hususunda görüş ayrılıkları yaşanan kişilik hakkı Yargıtay tarafından kişinin şahsına ait olan bağımsız ve özgür mevcudiyetinin birliği, bütünlüğünü sağlayan ve herkese ileri sürülebilen mutlak bir hak olarak ifade etmiştir.

 Söz konusu muhtevanın içeriği genel itibariyle ise maddi bütünlüğe ilişkin olanlar, manevi bütünlüğe ilişkin olanlar ve iktisadi bütünlüğe ilişkin olanlar şeklinde ifade edilebilir. Maddi bütünlüğe ilişkin olan kişilik haklarını ifade etmeye çalışırsak en temel hak olan hayat yani yaşama hakkı, vücut bütünlüğü hakkı, fiziksel sağlık ve ruhsal sağlık hakkı; manevi bütünlüğe ilişkin olanlar ise ses, ad, resim, hürriyet ve en çok ihlale konu olan şeref ve haysiyet hakkı; iktisadi bütünlüğe ilişkin olarak ise iktisadi özgürlük, mesleki haysiyet ve şeref ve de meslek ve ticari sır çevresi olarak üç kısım olarak ifade edilebilmektedir. Diğer bir deyişle kişilik hakkının internet içeriği ve yayını aracılığıyla ihlale uğraması da sayılan söz konusu değerlerin ihlale uğraşması ile söz konusu olmaktadır.

            TMK bazında en çok başvurulan yöntem internet yayını ardından şikayet üzere dosya üzerinde bir koruma tedbiri olması mahiyetinde erişimin engellenmesi kararının verilmesi iken 5651 sayılı Kanun ardından hukuk mahkemeleri açısından bu imkanın kalktığını ifade etmek gerekir ve söz konusu erişimin engellenmesi kararlarının 5651 sayılı Kanun hükümlerine göre verilmesi gerektiğini belirtmek gerekir.

            Bir diğer önemli husus ise, internet yayını yolu ile ihlalin kişinin kendi rızası ile yapılması durumudur. Bu halde temel dayanak TMK’nın 23. maddesidir. Hukuk düzeni kişinin kendi rızası olsa dahi tabiri caizse kendisine rağmen kişiyi korur. Zira hükme göre de, hiç kimse, kendi hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen dahi olsa vazgeçemez; hürriyetinden vazgeçemez veyahut hukuka veya ahlaka aykırı olarak kısıtlayamaz. TMK m. 23’ün kapsamı oldukça geniştir; kişinin manevi bütünlüğüne ilişkin olarak onur, haysiyet, ad, fotoğraf gibi kişisel değerlerinden vazgeçemez yahut hukuka veya ahlaka aykırı olacak şekilde kısıtlayamaz.

            Diğer ana mesele ise, internet yayınının kişinin rızası dışında kişiliğe bir saldırıda bulunmasıdır. Kişilik hakkına yönelik bir saldırının meydana gelmesi için kişilik hakkına yönelik bir fiil olmalı ve bu fiil hukuka aykırı olmalıdır; söz konusu hukuka aykırı fiilin hukuka aykırılığını ortadan kaldıran bir neden bulunmalıdır. TMK m. 24’ün birinci fıkrası kişilik hakkına müdahalede eden herkese karşı bir koruma getirmiştir. Lakin ifade edildiği üzere bu müdahale fiilinin hukuka aykırı olması gerekmektedir. Bu durumda herhangi bir korumadan yararlanmak isteyen kişiye karşı internet yayını ile gerçekleştirilen fiilin hukuka aykırı olması gerekir. Böyle bir durum gerçekleştiğinde hukuka aykırı bir durum olup olmadığı mahkeme belirler, elbette buna karar verirken hukuka aykırılığı kaldıran herhangi bir durum olup olmadığı, daha üstün bir çıkarın mevcut olup olmadığını inceler.

Av. Çağla Nur KARABULUT

İstanbul Barosu

KAYNAKÇA

  1. Ayan, Mehmet/Ayan, Nurşen : “Kişiler Hukuku”, Konya 2007.
  2. Çiftçi, A. (1991-1992) “Yazılı Basında Cevap ve Düzeltme Hakkı”, AÜHFD.,  Cilt: 42, Sayı: 1 – 2, s. 47 – 80.
  3. Durak, Y. (2014). “İnternet Yoluyla Kişilik Haklarına Saldırı ve Hukuki Korunma”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 22, Sa. 1, Konya, 2014
  4. Oğuzman, K./ Seliçi, Ö./ Oktay Özdemir, S. (2014). Kişiler Hukuku. 8. Baskı. İstanbul: Filiz Kitabevi.
  5. Sırabaşı, V. (2007). “İnternet ve Radyo – Televizyon Aracılığıyla Kişilik Haklarına Tecavüz”. Ankara.
  6. Zorlu, S. (2010), “İnternet Yoluyla Kişilik Hakkının İhlali ve Korunması”. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Ana Bilim Dalı, (Yüksek Lisans Tezi)

YORUM EKLE