İnsan hayatının bazı dönemlerinde belirgin bir neden olmadan yorulabilir. Dışarıdan bakıldığında her şey yerli yerindedir; günlük sorumluluklar devam eder, işe gidilir, insanlarla konuşulur, hayat bir şekilde sürer. Ancak kişinin iç dünyasında aynı hareketlilik yoktur. Günler geçer fakat ilerleme hissi oluşmaz. Yapılması gerekenler yapılır ama “yaşıyorum” duygusu eksik kalır.
Böyle zamanlarda insanın en çok zorlandığı şeylerden biri, yaşadığı duygunun nedenini tam olarak açıklayamamasıdır. Çünkü görünürde ciddi bir sorun olmadığında kişi kendi hislerini de sorgulamaya başlar: “Her şey yolundaysa ben neden iyi değilim?”
Bu soru zamanla başka soruları da beraberinde getirir. “Neden böyle hissediyorum?”, “Ne zaman düzeleceğim?”, “Benim sorunum ne?” gibi düşünceler zihinde tekrar tekrar dolaşabilir.
Psikolojide aynı düşüncelerin sürekli tekrar edilerek kişinin zihinsel olarak aynı noktada kalmasına “ruminasyon” adı verilir. Ruminasyon çoğu zaman problem çözme gibi görünür. İnsan, üzerinde daha fazla düşünürse bir çıkış yolu bulacağına inanır. Oysa düşünmek ile aynı düşüncenin etrafında dönüp durmak arasında önemli bir fark vardır. Düşünmek, insanı bir yere götürebilir ancak düşünceler etrafında dolanıp durmak aynı kavşaktan tekrar tekrar geçmeye benzer.
Sürekli “Düzelmeye” Çalışmak
Zor dönemlerden geçen birçok insan, yaşadığı sıkıntıyı hemen çözmesi gereken bir problem olarak görür. Daha güçlü olmaya çalışır. Daha çok çalışır. Daha olumlu düşünmeye uğraşır. Kendisini motive edecek yeni yollar arar. Bazen kişisel gelişim içerikleri tüketir, yeni rutinler oluşturur, sosyal hayatını doldurmaya çalışır. Fakat bütün bu çabanın altında fark edilmesi zor bir mesaj olabilir:
“Şu an olduğum hâlim yeterli değil.”
Bu durumda insan yalnızca yaşadığı zorlukla mücadele etmez; aynı zamanda kendisiyle de mücadele etmeye başlar. Oysa bizler bir makine değiliz… Bu yüzden her zorlandığımızda arızalı bir parçası varmış gibi kendimizi tamir etmeye çalışmamız gerekmez.
Bazen sorun, kişinin yeterince çabalamamasından ziyade çok uzun süredir yalnızca “Nasıl düzelirim?” sorusunu sormasıdır. Belki başka bir soru daha gereklidir: Ben ne zamandır kendimi gerçekten dinlemiyorum?”
Durmak Neden Bu Kadar Zor?
Günümüzde hız, üretkenlik ve devam edebilme hâli çoğu zaman güçlü olmakla eş tutuluyor. Dinlenmek, yavaşlamak ya da bir süre hiçbir şey yapmak istememek ise kolaylıkla tembellik gibi yorumlanabiliyor. Bu nedenle insan bedenen durduğunda bile zihnen duramıyor. Dinlenirken suçluluk hissediyor. Bir şey yapmadığında geri kaldığını düşünüyor. Üzgün olduğunda hızlıca toparlanması gerektiğine inanıyor. Sanki insanın her zor dönemi kısa sürede atlatması ve kaldığı yerden devam etmesi gerekiyormuş gibi.
Bazı dönemlerde durmak ilerleyebilmek için gerekli olabilir. Bunu bir yolculuğa benzetebiliriz. Uzun süredir yanlış yöne giden bir insan için yapılacak en doğru şey daha hızlı yürümek midir? Hayır. Önce durmak, çevresine bakmak ve yönünü yeniden belirlemek gerekir. Hayatta da bazen durum böyledir. İnsan sürekli daha fazla çabaladığı hâlde kendisini daha iyi hissetmiyorsa, belki ihtiyacı olan şey daha fazla çaba değildir. Belki önce nerede olduğunu anlaması gerekir.
Duygular Her Zaman Çözülmek İstemez
İnsanlar çoğu zaman hoş olmayan duygulardan mümkün olduğunca hızlı kurtulmak ister. Kaygı varsa azaltılmalıdır. Üzüntü varsa geçmelidir. Öfke varsa kontrol edilmelidir. Boşluk hissi varsa mutlaka doldurulmalıdır. Ancak psikolojik açıdan duygular kişinin yaşantısı hakkında bilgi taşırlar. Öfke bazen sınırların ihlal edildiğini gösterebilir. Üzüntü bir kaybın önemini anlatabilir. Yorgunluk, kişinin uzun süredir kapasitesinin üzerinde yük taşıdığına işaret edebilir. Kaygı ise belirsizlik karşısında zihnin kontrol sağlamaya çalışmasının bir sonucu olabilir.
Bu nedenle her duygunun hemen ortadan kaldırılması gerekmez. Bazen önce anlaşılması gerekir. Bir yangın alarmı çaldığında yapılması gereken önce neden çaldığını anlamaktır. Duygular da zaman zaman insanın iç dünyasının alarm sistemi gibi çalışır.
Kendine Şefkat Göstermek Vazgeçmek Değildir
Zor zamanlarda kişinin kendisine nasıl davrandığı da yaşadığı sürecin önemli bir parçasıdır. Bazı insanlar üzgün olduklarında kendilerine kızar. Yorgun olduklarında kendilerini tembel olmakla suçlar. Kaygılandıklarında “Bunu bile yönetemiyorum.” diye düşünür. Böylece dışarıdaki zorluğa bir de içsel eleştiri eklenir.
Psikolojide öz şefkat, kişinin zorlandığı dönemlerde kendisine daha anlayışlı ve insani bir tutumla yaklaşabilmesini ifade eder. Bu, kişinin kendisine acıması ya da sorumluluklarından kaçması ya da “Ben böyleyim, yapacak bir şey yok.” gibi bir tutuma benzemez. Daha çok “Şu an zorlanıyorum. Bunu küçümsemeyeceğim ve zorlandığım için kendimi cezalandırmayacağım.” diyebilmektir.
İnsan çoğu zaman kendisini eleştirmenin onu geliştireceğine inanır. Fakat sürekli eleştirilmek, dışarıdan geldiğinde nasıl yorucuysa insanın kendi içinden geldiğinde de yorucudur. Kişi zaten zor bir dönemden geçerken kendi içinde ikinci bir mücadele alanı yaratabilir.
Her Zaman Büyük Bir Adım Gerekmiyor
Zor zamanlarda insanların kendilerinden beklediği değişim çoğu zaman çok büyüktür. “Hayatımı değiştirmeliyim.”, “Kendimi toparlamalıyım.”, “Eski hâlime dönmeliyim.” ve “Artık böyle hissetmemeliyim.”. Oysa psikolojik değişim büyük kararlarla başlamaz. Başlangıç, kişinin kendi durumunu dürüstçe kabul edebilmesidir. “Şu an iyi değilim.”, “Yoruldum.”, “Bir süredir kendimi ihmal ediyorum.” ve “Bunun nedenini henüz bilmiyorum.” gibi.
Bu cümleler zayıflık gibi geliyor kulağa değil mi? Aksine kişinin kendi iç dünyasıyla yeniden temas kurmaya başlamasının işaretleri… Çünkü insan, bulunduğu yeri kabul etmeden nereye gitmek istediğini sağlıklı biçimde belirlemekte zorlanır.
Kendini Terk Etmemek
Hayatın her döneminde güçlü, motive ve üretken olmak mümkün değildir. Bazen insanın enerjisi azalır. Bazen anlam duygusu zayıflar. Bazen alıştığı hâlinden uzaklaşır. Bu dönemlerde oldukça zorlanır insan. Ancak her şey yolundayken kendimize iyi davranmak kolaydır. İnsan kendisini asıl, hiçbir şey yolunda değilmiş gibi hissettiğinde tanır.
Belki de iyileşmek her gün biraz daha güçlü olmak değildir. Bazen iyileşmek, kötü bir gün geçirirken kendine eskisi kadar kötü davranmamaktır. Bazen çözüm hemen hareket etmek değil, bir süre durup ne yaşadığını anlamaktır. Çünkü insan her zaman kaybolduğu için durmaz. Bazen çok uzun süredir kendisini dinlemeden ilerlediği için durmak zorunda kalır. Ve belki de değişimin başladığı yer tam olarak şurasıdır:
“Nasıl düzeleceğim?” sorusundan önce, “Ben ne zamandır kendimi duymuyorum?” diye sorabildiğimiz yer.