ZİNA MAL PAYLAŞIMINI ETKİLER Mİ?
Aldatılan eşin en büyük beklentisi çoğu zaman, sadakat yükümlülüğünü ihlal eden eşin ağır bir yaptırımla karşılaşmasıdır. Ancak Türk Hukukunda Zina, artık Ceza Hukuku kapsamında hapis cezasını gerektiren bir fiil değildir. Buna rağmen hukuki sonuçları oldukça önemlidir. Mahkeme, zina sebebiyle eşin katılma alacağını hakkaniyet gereği azaltabilir veya tamamen kaldırabilir. Yazımızda zina nedeniyle boşanma kararı verildikten sonra bu kararın mal paylaşımını nasıl etkileyeceğinden bahsedeceğim.
ZİNA İDDİASI MUTLAKA HUKUKA UYGUN DELİLLERLE İSPATLANMALIDIR?
Zina iddiasıyla karşı karşıya kalan müvekkillerin en sık yönettiği sorulardan biri, “Aldatmayı nasıl ispat edebilirim?” sorusudur. Türk Hukukunda zinanın ispatı bakımından belirli ve sınırlı deliller öngörülmemiştir. Burada önemli olan hukuka uygun şekilde elde edilmiş olması ve mahkemenin kanaatini oluşturabilecek her türlü delil olayın aydınlatılmasında dikkate alınabilir. Az önce de belirttiğim üzere zina iddiasının mutlaka hukuka uygun olması gerekmektedir. Dolayısıyla delil sunma aşamasında, özel hayatın gizliliği ile kişilik hakları arasındaki denge de gözetilmelidir. Hukuka uygun delil toplarken, diğer tarafın temel haklarına zarar verilmemesi önem taşır. Örneğin Sırf boşanma davasında delil elde etmek amacıyla eşin özel yaşam alanı olan yatak odasına gizli kamera yerleştirilmesi hukuka aykırı delil niteliği taşıdığı gibi hem de kişilik haklarının ihlali nedeniyle hukuki ve cezai işlemlere neden olabilir. Bu nedenle aldatma iddiasına ilişkin deliller kullanılmadan önce, sürecin bir uzman avukat eşliğinde değerlendirilmesi oldukça önemlidir. Aksi halde, hukuka aykırı veya yanlış nitelendirilen delillerin kullanılması, haklıyken haksız duruma düşülmesine ve telafisi güç hukuki sonuçlara neden olabilir. Eşlerden biri zina yaparsa, diğer eş bu durumu öğrenmesinden itibaren 6 ay içinde ve her hâlükârda zina olayının üzerinden 5 yıl geçmeden boşanma davası açabilir.
Zina Nedeniyle Boşanmada Mal Paylaşımı NASIL OLUR?
Mesleki tecrübem ve uygulamada karşılaştığım sayısız uyuşmazlık ışığında önemle belirtmek gerekir ki, aldatma (zina) nedeniyle boşanma davalarında mal paylaşımına ilişkin toplumda yaygın şekilde görülen bir çok yanlışlar vardır. Ne yazık ki kulaktan dolma bilgilerle şekillenen bu yanlış algılar telafisi güç mağduriyetler yaşamalarına neden olmaktadır. Özellikle; “Eşim beni aldattı; kanun benim yanımda ve eşimin adına kayıtlı tüm malvarlığını tamamen alırım. “ şeklindeki düşünceler, Türk Medeni Kanunu’nun mal rejimine ilişkin hükümleriyle bağdaşmamaktadır. Zira aldatma tek başına, eşlerden birinin diğer eşe ait tüm malvarlığı üzerinden hak sahibi olacağı anlamına gelmez.
1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren Türkiye’de evliliklerde edinilmiş mallara katılma rejimi yasal mal rejimi olarak kabul edilmiştir. Bu rejime göre evlilik süresince elde edilen mallar, kural olarak eşit şekilde paylaşılır. Ancak zina sebebiyle açılan boşanma davalarında mal paylaşımı, diğer boşanma sebeplerine dayanan davalardan farklıdır. Zira boşanmaya zina sebebiyle karar veren hakim, kusurlu eşin edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan katılma alacağını hakkaniyet ilkesi çerçevesinde azaltabilir veya tamamen ortadan kaldırabilir. Kanun koyucu, bu konuda hakime geniş bir takdir yetkisi tanımış olup her somut olayın kendine özgü koşullarının ayrıca değerlendirilmesini öngörmüştür.
Sonuç olarak aldatma (zina) boşanma davası kusur oranını etkiler ancak mal paylaşımı değiştirmez. Ancak hakim uygun görürse zina yapan kusurlu eşin mal paylaşımından doğan hakkının azaltılmasına veya tamamen kaldırılmasına karar verebilir. Bu konuda takdir yetkisi mahkemeye bırakılmıştır. Zina nedeniyle boşanma kararı dışındaki diğer boşanma davalarında bu hususlar geçerli değildir.
ZİNA NEDİYLE BOŞANMA HALİNDE MANEVİ TAZMİNAT TALEP EDİLEBİLİR Mİ?
Uygulamada en sık karşılaşılan hukuki sorulardan biridir. Zira zina, evlilik birliğinden doğan sadakat yükümlülüğünün ağır bir ihlali niteliğinde olduğundan, aldatılan eşin manevi tazminat talep etme hakkı doğabilir. Hakim olayın özelliklerini, tarafların kusur durumunu ve kişilik haklarına yönelik ağırlığını değerlendirerek uygun miktarda manevi tazminata hükmedebilir.